ELLER ve tadımlık yaşamlar
ELLER
ve
tadımlık yaşamlar
Ellerimiz…
Yaşam sürecinde bir şeyleri temizlemek, koparmak, bozmak, okşamak, dokunmak için kullandığımız, beynimizin ve ruhumuzun asil uzantısı ellerimiz…
Tarihte insanlığa ait ilk gelişimin habercisi, beceri sahibi eller olmalıdır. O eller ki av için alet geliştiren, odunların birini diğerine sürterek ateşi bulan, mağarasını yaşanılır hale soktuğu yetmezmiş gibi duvarlarına resim yapmaya başlayan, lîr çalan, kumaş dokuyan...
Elleri çok sevmişimdir. Her kiminse…
Bu yüzden özellikle Rönesans devri ressamların eserlerini seyrederken uzun uzun el desenlerine takılırım. Yalnızca elleri izleyerek, figürlerin mesleklerine ait ip uçlarını yakalamak mümkünmüş gibi gelir bana.
Odak noktası burası olunca da; iyi çalışılmamış, anatomik bozukluk gösteren veya geçiştirilmiş eller hemen kendini gösterir ve tablolara peşin hükümle bakmama neden olur.
Ellerin ifadesini irdelerken, doğal olarak Neşet Günal ellerinden söz etmediğimi bilin. Burada kastettiğim; insan bedeninin iki yanından yaratık şekline fışkırmış, sınıfsal manifestosunu tebliğ eden ürkütücü, ruhsal azaplarla kavrulmuş, derin çizgili, inleyen değil, daha normal, daha doğal, daha az karakteristik, el şeklindeki eller.
Buna takıntı diyecekseniz, size bu takıntı kaynağının fî tarihindeki Akademi yıllarıma dayandığını söyleyebilirim.