7/3/2007

Eller (d.2)

   Evet, atölyemdeyim ve bir elimle diğerindeki  lâteksi temizlemeye, daha doğrusu sökmeye çalışıyorum. Sanki; aramızda ilan edilmemiş bir savaş, açıklanmamış kan davası var dersiniz. Ardında hiçbir kalıntı bırakmamaya kararlı şekilde, birinden koparken diğer elime geçiyor lastikleşmekte olan süt. Kendine ait olmayan, yerleşik tırnak dibi  kirlerini de sökerek beraberinde taşıyor... Uzadıkça uzuyor. Kopmamak için gerilen küçücük sağlam kirişlerin inadını kırmak benim için zevkli oluyorsa da, koparken yüzüme gözüme sıçrattığı beyaz direnç tükürüklerine ve doğal olarak sidik kokusuna aldırmamam gerektiğini biliyorum.. Zaten bu durum; onunla benim aramda fazladan bir sorun yaratmamakta.

    Anlayışla karşılıyorum ve; “Maddenin şekil değiştirirken gösterdiği direncin enerjisidir” deyip, geçiyorum. Pek üstünde durmuyorum.

 

 

    Güney Amerika ve Uzakdoğu’nun tropikal iklimlerinde yaşayan yerel üreticiler, kauçuk ağacının çiziklerinden, kesiklerinden sızan sütün önemli bir bölümünü, güneşe serilen bezler üzerinde bal rengine ulaşıncaya kadar -bizdeki  pestil gibi- kuruturlar. Sonra bezden ayrılan bu incecik, çok yapışkan katmanlar üst üste sarılarak, nedense 111kilo 111 gram halinde balyalanıp tüm dünyaya  satılırdı.

    Şimdilerdeki   petrol fiyatları gibi oynak olmasa da uluslararası piyasalarda borsaların belirleyici aktörlerinden biri idi. Tabii kauçuk ormanlarında emek-yoğun çalışan lâteks kölelerinin bu nimetten aldıkları pay devede kulak bile sayılamazdı.  

    Bunun dışında ise, endüstrinin ihtiyacı olan - lâteks-  kauçuk sütü; yine nedense 220 Kg. lık fıçılar içinde ama mutlaka su ve amonyak ortamında tutularak  ambalajlanır. Bu yüzden kesif bir idrar kokusu saçar ortalığa.

 

    Neyse, yüzümü ve ellerimi yıkayınca geçiyor.  Birinci bölümdeki sabrım, görüyorsun ki dervişleri bile kıskandırabilecek ölçüde engin…

 

    Hoş, piyanistle piyanosu arasında, ressamla tuval ve boyaları arasında, çömlekçiyle tornası arasında, heykeltıraşla çamuru ve kalıp malzemeleri arasında kıyasıya ve amansız bir çekişme olduğunu hemen hepimiz  biliriz. Ama inan olsun, canlı ve cansız arasında geçen, adil olmayan bir hesaplaşma  değildir bu. Çünkü daha işe başlarken bilirsiniz ki sonunda hangi tarafın üstün geleceği belirsiz  kanlı  bir serüven yaşanacaktır. Üstelik  sanatçıya ait şansın çok yüksek olduğu da söylenmez. Talih, bazen de “Pirus  zaferi”nde olduğu  gibi, iki yenik veya aynı anlamda muzaffer kumandanını ele güne rezil kılar.

    Şunun şurasında enstrümanıyla, malzemeleriyle baş edebilmiş kaç sanatçı kişilik var yakınımızda? Banko değiliz yani.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!



Blogcu ile yapıldı