8/3/2007
"Tekvin" den bir kesit
.............................................................................
.......................................Doğrusu biraz değil, pek çok ağrıma gitmişti.
Oldukça sıkıntılı ve tatsız ortamdaki yüz yüze bu ilk karşılaşmamızdı. Aramızda –sanırım çerçevesi hayat ağacından dilimlenmiş- devasa bir boy aynası, her ikimizin de üzerinde henüz ütü sıcaklığı ile birlikte nem, hatta su buharı taşıyarak görüntüyü sislendiren kar gibi beyaz iş gömlekler vardı.
Bir masanın iki yanında karşılıklı, tedirgin ve tetikte oturuyorduk:
Avukatla müvekkil, doktorla hasta gibi. Açıkçası tanrıyla kul gibi.
Kirpiklerinin gölgelediği açık çağla renkli gözlerini, elinde dikkatle tuttuğu lâm-lâmel arasındaki şafak kırmızısına doğru daldırmış, sonsuz bir sabırla bana ve tabii kendisine “bir şeyler” seyrettiriyordu.
İki küçücük cam arasına kıstırılmışlıktan dolayı can çekişmekte olan negatif kan hücrelerdeki değişikliği fark ettiğimiz anda, biri diğerinin yankısı gibi olan garip, yırtıcı bir kuş sesiyle, bir ağızdan:
“Bgaaak !..” diye bağırmışız.
Sonradan bir çok defa tekrarlayacağımız bu uğursuz düetin ilk provasını yapıyorduk.
Gözlerimi, biri diğerine yapışık cam parçalarından ayırarak tereddütle kaldırıp baktığımda; yine ilk kez göz göze geldiğimizi, az önce damarlarımızdan fışkıran “kardeşlik kanı”nın ısrarcı sıcak yapışkanlığında ise, işaret parmaklarımızın aynada ilk kez birbirine dokunup kenetlendiklerini, işte o andan itibaren de sesimiz, soluğumuz ve bedenimizle birbirini taklit eden ayrılmaz iki grotesk figür oluşturduğumuzu fark ediyordum.
Seyretmekte olduğumuz “Periferik yayma” zemini ise; çöl güneşine yumuk ve çapaklanmış, yanık göz kapaklarının altından bakmak zorunda kalan bahtsız yolcunun kirpiklerindeki; yorgun sarı, ölgün pembe ile serap grisinden oluşan zor tanımlanabilir renk tozları karmaşasından başka bir şey değildi......................................................
Kategori: (Belirtilmemiş) :: Yorum yaz!
:: Arkadaşına Gönder!